Açıklama: YARATICI AKLA ve HÜNERLİ ELLERE…
“Tarihsel ve kültürel mirasımızı neden “korumaya” çalışıyoruz?
Kentlerimizi severken, neden önce “eski dokuları” kucaklıyoruz?
Yaşamın renkleri, anlamları ve heyecanları, “geçmişin mekanlarında” neden daha bir zengin, daha bir etkileyici?
Hele dünya görüşümüz için de “ilerici”liği uygun görüyorsak, “geride kalan”lara olan bu tutkumuzu nasıl açıklayabiliriz?...
“Adanmış” yazılarıma kavuşuncaya kadar, bu soruların bendeki yanıtı kısa ve özdü: “Kültürel değerlerimizi yitirmemek için…”
Oysa, korumamız gereken sadece tarihi yapılar, eski sokaklar, ya da doğanın güzellikleri değil, onlardaki “insanlığımız”mış… Bize insanlığımızı, kendimizi anımsatan, kanıtlayan ve hissettiren ne varsa… Bu kitaptaki yazılar, işte bana da aynı değerleri duyumsatan “buluşmamın” izlerini ve heyecanlarını taşıyor.
Sadece mimari, kentsel ve doğal çevreye değil, onları “yaşam”la da yoğuran duygularla buluşmuş olmama, yani “sevgiye” adanmış yazılar… “
Ülkemizde “tarih, kültür ve doğa değerlerinin korunması” denince herkesin aklına gelen ilk isimlerden biri Oktay Ekinci… Mimarlık yaşamı adeta sadece bu “sevda” üzerine kurulmuş… Koruma Kurulları’nda üyelik yaparken, bunu “karasevda”yla yürüttüğü için siyasilerce bir çok kez görevden alınmış; bu süreç yargı kararlarıyla devam etmiş… Ulusal ve uluslararası ödüllerinin tümü yine bu “sevdası”nın ürünleri için...
Sadece bu “sevda”dan hareket eden Oktay Ekinci, Adanmış Yazılar'da uygarlık değerlerinin izini sürüyor, onları gözetenleri yüreklendiriyor, gözetmeyenlerle kavgasını veriyor…