|
25.05.2012 - Cuma
26.05.2012 - Cumartesi
|
|
|
|
|
"İş Sağlığı ve İş Güvenliğine Öncelikle İşveren İnanmalı" |
Haber Kaynağı: yapi.com.tr Haber Sahibi: Mesut TUFAN |
02.01.2012 |
Türkiye, 2011 yılında önemli iş sağlığı
ve güvenliği organizasyonlarına ev sahipliği yaptı. İnşaat Mühendisleri
Odası'nın üçüncüsünü düzenlediği 'İş Sağlığı ve İş Güvenliği
Sempozyumu' Ekim ayında Çanakkale'de yapılırken, bu yıl 19'cusu
düzenlenen Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Kongresi ve Fuarı ise
Eylül'de İstanbul'da konunun taraflarını buluşturdu. Ancak İşçi Sağlığı ve Güvenliği
Meclisi'nin 3 Ocak'ta yaptığı açıklamaya göre sadece Aralık 2011'de
İstanbul'da 52 işçi hayatını kaybetti ve 334 işçi de yaralandı. En çok ölüm ve
yaralanma inşaat sektöründe olurken, bunu madencilik ve enerji sektörleri
izledi.
Referansları arasında Tepe Grubu, Knauf, Sur Yapı, OYAK Beton, Nuh Beton,
Garnitaş Anadolu Granitleri gibi firmaların olduğu Ankara merkezli işçi sağlığı
ve iş güvenliği danışmanlık firması Çet-ka İş Sağlığı ve İş Güvenliği
Mühendislik Müşavirlik Hizmetleri Ltd. Şti'nin kurucusu
Mehmet Çetinkaya'ya ve Çet-Ka Genel Koordinatörü Korhan
Kayakökü'ne kulak veriyoruz.
İşçi sağlığı ve iş güvenliği kimin meselesidir, ülkemizdeki yasal
çerçevesi nedir?
MehmetÇ: İşçi sağlığı ve iş güvenliği, sadece devletin ya da
sendikaların meselesi değildir, bunu bir bütün olarak görmeliyiz. 4857 Sayılı İş
Kanunu, Avrupa uyum yasaları çerçevesinde 2003 yılında yürürlüğe girdi. Daha
önce 1475 sayılı İş Kanunu vardı; iş kazalarını önleyecek şekilde bir çalışma
sistemi yoktu. Önceden her yüz kişiden sekizi kaza geçiriyordu. 2003’te çıkan
yasayla birlikte uygulanan sıkı politikalar ve sıkı denetimler neticesinde bu
rakam yüzde 4’lere inmiş durumda. Demek ki sıkı bir çalışmayla sonuç
alınabiliyor. Örnekleri Avrupa’da, Amerika’da var; birçok ülke istatistiklerine
bakarsanız bu rakamın 1’e indiğini görüyorsunuz. Türkiye’de son 10 yılın
verilerine bakarsanız, her gün ortalama 4 kişi ölüyor; çok büyük bir rakam. Ki,
bunlar resmi kayıtlar; bazı araştırmacılar bu rakamın 2’yle çarpılması
gerektiğini söylerler.

Foto: Mehmet Çetinkaya
İstanbul'da gerçekleştirilen Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Kongresi
ve Fuarı'nda siz de vardınız. Organizasyon, meslek örgütleri ve sendikalar
tarafından oldukça eleştirildi. Siz ne gibi izlenimler edindiniz?
MehmetÇ: Fuara katılanların, izlemeye gelenlerin yüzde 80’i
bu alanda çalışan, görev almış kişilerdi. Niye işveren ve işveren vekilleri
katılmadılar, bunun için zorlanmadılar? Çalışma ve Sosyal güvenlik Bakanlığı her
firmaya bir davetiye göndermeliydi ve “işveren ve işveren vekili katılmak üzere”
demeliydi. Biz kendi içimizde konuştuk, tartıştık; işin sahibi ise orada
değildi. Bakanlık, işverenin, çalıştırdığı işçilerin de temsilen de olsa
katılmasını sağlayabilirdi. Böylece fuar daha cazip hale gelebilirdi, daha
etkili olabilirdi. Böylece yapılan işler de orada rahatlıkla görülebilirdi. Son
7 – 8 yılda, her ne kadar da sağlıklı bir sürece girilmişse de, bir takım
eksikliklerimizin olduğunu söyleyebiliriz. Farklı
sektörlerden birçok firmaya danışmanlık hizmeti veriyorsunuz, eğitim çalışmaları
yapıyorsunuz. İşverenin 'iş sağlığı ve iş güvenliği'ne bakışı nasıl? Bir maliyet
unsuru ve formalite olarak görüldüğünü söyleyebilir miyiz?
MehmetÇ: İş sağlığı ve güvenliği konusunda yapılması
gerekenler, birçok işveren tarafından ölü yatırım olarak algılanabiliyor. Oysa
bu konuda yapılacak iyi bir yatırım, aynı zamanda üretime pozitif katkıda
bulunacak bir sistem yatırımıdır. Biz, işyerinde oluşabilecek tehlikelerden ve
sağlık için zararlı olabilecek koşullardan kaçınmak için sistemli ve bilimsel
bir çalışma yapılmasına iş güvenliği diyoruz. Yani iş güvenliği eşittir üretim,
eşittir kalite, eşittir çevre performansı. Oluşabilecek kazaların gider
maliyetine ve üretim kaybından doğacak maliyete bakın; çok daha büyük bir
kayıpla karşılaşırsınız. Bu çerçevede harcayacağınız bir kuruş, size 10 kuruş
olarak dönecektir. Ayrıca ölümle sonuçlanan bir kaza olduğunu düşünün; yargıya
gidecek, basında yer alacak, diğer işçilerin de çalışmasını olumsuz etkileyecek.

KorhanK: Yabancı firmalar, gerekli önlemleri almaları bir
yana; kurallara uyan çalışanlarını da ödüllendiriyorlar. Örneğin, iş
güvenliğinin en iyi uygulandığı fabrikada bir etkinlik düzenliyorlar, teşvik
edici ödüller veriyorlar. Eğitimlerim sırasında İngiltere’de şunu gördüm:
Türkiye’de para kaybı olarak düşünülen şey, Avrupalılar için itibar kaybı
anlamına geliyor. Şunu da göz ardı etmemek gerek; ölümlü bir kazanın, davalar,
tazminatlar sonucunda işverene maliyeti 300 – 400 bin TL civarında. Oysa bunu iş
sağlığı ve iş güvenliği için kullanabilirsiniz. Uluslar arası firmaların
Türkiye’ye gelmesi bu anlamda olumlu bir süreci başlattı. Onlar, devletin
standartlarına ek olarak kendi kurallarını da koydular.
Çalışanların daha sağlıklı ve güvenli işyeri talepleri işveren
tarafından yeterince dikkate alınıyor mu?
MehmetÇ: Büyük, profesyonelleşmiş firmalarda işçiden gelen
talepler değerlendiriliyor, alınması gereken tedbirler en kısa zamanda yerine
getiriliyor. Yasamızda da var… İşçi, çalıştığı yerde hayati risk taşıyan bir
durum tespit ettiyse en kısa zamanda amirine haber verir, o da gereken önlemleri
alır ya da aldırır. İşçi, önlem alınmaması durumunda çalışmama hakkına da sahip.
Ama bu ne kadar uygulanıyor? Oysa işverene ya da vekiline, herhangi bir kaza
durumunda maddi cezaların yanı sıra hapis cezası da öngörülüyor. Bu yeni yeni
uygulanmaya başlandı ve çeşitli tedbirlerin alınması için caydırıcı da olmaya
başladı.

Foto: Çet-Ka ekibi toplu halde
Bütün tarafların aktif olarak yer aldığı bir işbirliği için ne
yapılmalı o halde?
MehmetÇ: İşveren ve işveren vekilleri çok iyi eğitilmeli ve
çok iyi bilinçlendirilmeli; öncelikle onlar inandırılmalı. Eğer yasal
zorunluluklar nedeniyle formalite icabı bir şeyler yapılıyorsa, bir yere
varmamız mümkün değil. Hepimiz Avrupa’ya gittik geldik, orada bu konularda
yapılan çalışmaları gördük; daha fabrikaya girmeden kapıdaki güvenlik görevlisi
gerekli koruyucu malzemeleri veriyor, ancak bir rehber eşliğinde fabrikayı
dolaşabiliyorsunuz. Türkiye’de bir fabrikaya girdiğinizi düşünün; kaç güvenlik
görevlisi bu konuda bilinçlidir?
Türkiye genelinde yapılması gereken en önemli işlerden biri de, iş yerlerinin
risk değerlendirmelerinin yapılması. Bu değerlendirmeler rehberliğinde, kazalara
neden olabilecek riskli durumlar ortadan kaldırılmalı. Ayrıca, çok iyi bir
eğitim sistemi oluşturulmalı. Çalışanların, iş güvenliği açısından, hem iş başı
eğitimi hem de mesleki eğitimleri sağlıklı ve bilinçli bir şekilde yapılmalı.
Bunlarda biraz geç kalındı. İçerde eğitim verirken arkadaşlar, “Hocam, biz 30
yaşına geldik; biza on kelime söylüyorsan biri kafamızda kalıyor” diyorlar.
Doğru, bu bilinç genç yaşlardan itibaren verilmeli. Şu anda ‘sanat
enstitüleri’ne gidin, muhtemelen birçoğunda ‘iş güvenliği’ dersi dahi yoktur;
varsa da boş geçiyordur. Üniversitelere daha yeni yeni iş güvenliği dersi
konulmaya başlandı. Bunları yapmakta geç kaldık. Fuarda duydum; Avrupa’nın
birçok ülkesinde ilkokullarda iş güvenliği dersi verilmeye başlanmış. İş
güvenliğini sadece çalışma alanlarıyla sınırlı düşünmemeli; evde ya da trafikte
olabilecek kazaları önlemek için de değerlendirilebilir. Bunlar yapıldığı
taktirde, oluşabilecek kazaları minimuma indirebiliriz.
Bu nedenle iş sağlığı ve güvenliği konusunda devletin, işverenin,
sendikaların ve üniversitelerin senede bir defa ‘işçi sağlığı ve iş güvenliği
kurultayı’nı organize edip ve ilgili birimleri de davet ederek geçmişte yapılan
hatalar ışığında ileriye doğru atılacak adımlar konusunda yön gösterici bir
çalışma yapılması lazım. Bu olmadığı taktirde havanda su dövmeye devam ederiz.
|
|
|

Bu Yazı ile İlgili Haberler
11 İşçi Yanarak Öldü; 'İş Güvenliği' Yeniden Gündeme Geldi (1 Yorum)
"İş Kazalarında Avrupa Birincisi, Dünya Üçüncüsüyüz"
Hızlı Büyüme Kurbanları
İnşaat Sektörünün En Zayıf Halkası İşçiler (4 Yorum)
|
Lütfen bekleyiniz...
|
|
|
|