|
25.05.2012 - Cuma
26.05.2012 - Cumartesi
|
|
|
|
|
İnşaat Sektörü Hata, İsraf ve Gecikmeleri 'Yalın Uygulama'larla Önleyebilir mi? |
Haber Kaynağı: yapi.com.tr Haber Sahibi: Mesut TUFAN |
01.08.2011 |
San Francisco, Kaliforniya’da ana müteahhitlik alanında faaliyet gösteren
HerreroBoldt'ta Kıdemli Proje
Müdürü olarak görev yapan ve şu anda Cathedral Hill Sağlık
Merkezi Projesi'ni yürüten Barış Lostuvalı, Yalın Enstitü Derneği
tarafından düzenlenen 'Tasarımdan Teslimata, İnşaat Sektöründe Yalın
Uygulamalar' temalı buluşma için İstanbul'daydı.
Dünyada Toyota'nın başını çektiği ve bugün farklı sektörlerden
on binlerce şirketin uygulamakta olduğu 'yalın düşünce',
maliyete ve müşteriye yansıyan hata, israf ve gecikmelerin önlenmesinde inşaat
sektörüne 'özel bir reçete' sunma iddiasını taşıyor. Cathedral
Hill Sağlık Merkezi Projesi'nde 'yalın düşünce'yi uygulayan Barış Lostuvalı,
inşaat sektöründe yalın yönetimin benimsenmesi ile çeşitli maliyetlerden yüzde
50'ye varan oranlarda tasarruf edilebileceğini söylüyor. Barış Lostuvalı,
yapi.com.tr'nin sorularını yanıtladı.
Yalın düşünce nedir, sizin tanışmanız nasıl oldu?
San Francisco’da bir hastane projesinde işletim müdürü olarak çalışmaktayım.
100 bin metrekarelik büyük bir hastane projesi ve 1 milyar dolarlık bir bütçesi
var; üç ay içinde de inşaata başlamayı planlıyoruz. Yalın düşünce ve yalın
sistemleri, üç yıldır projenin planlama, tasarım ve mühendislik aşamalarında
uyguluyoruz. Bundan sonraki aşamada hedefimiz, ‘yalın’ı inşaat sürecinde de
uygulamak. Yalın, kompleks bir düşünce sistemi ve bir düşünce devrimi
gerektiriyor. Bence en basit anlamda, yaşadıkça kendi süreçlerinize ve
sistemlerinize bakmanızı, oradaki ziyanları saptamanızı ve elemenizi sağlayan
bir süreç. Bunun, süreç haritalaması, A3 raporları, görselleştirmeler, tam
zamanında ya da üretim konseptleri gibi bir çok aracı var. Üstelik bu
konseptler, Japonya’da Toyota başta olmak üzere birçok firmanın 1950’lerden bu
yana uyguladığı, Amerika’nın ise 1980’lerde keşfettiği bir süreç. İnşaat
sektörüyse, 2000’li yıllarla birlikte bunu kendi sorunlarına, süreçlerine
uygulamaya başladı.
‘Yalın’a bir parametre değişikliği diyebilir miyiz?
Bence diyebiliriz ve yalın düşünceye öyle bakmak çok önemli. Bu şekilde
bakmazsak ve sadece yalın’ın araçlarıyla sınırlı kalırsak, bu bizi bir yere
kadar götürür. Yalın, dört aşamalı bir süreç. İlk aşaması felsefesi; onu
okuyorsunuz, anlıyorsunuz, bir aşamada ikna oluyorsunuz. Daha sonra süreçlerini
inceliyorsunuz ve araçlarını da hayata geçiriyorsunuz. Fakat daha sonra insan ve
sürekli geliştirme alanlarında daha zorlu sıçramalar yapmanız gerekiyor.
Dolayısıyla çok ciddi bir düşünce sistemi değişikliği gerektiriyor. Burada kendi
sisteminize karşı sürekli eleştirel kalıp, daha iyiyi hedeflemenizi sağlıyor.
İnşaat sektörünün ‘yalın’la tanışmasının bu kadar geç olmasını nasıl
değerlendiriyorsunuz; sektör nasıl bir ihtiyaçla yalın’a yöneldi?
Sunumumda da değiniyorum; maliyetlerin çok yükseldiği ve verimin de çok düşük
olduğu bir sektörden bahsediyoruz. Baktınız zaman, inşaat sektöründeki ziyan
oranının yüzde 60’larda olduğunu görüyorsunuz. Ama örneğin imalat sektörü, yine
yüksek bir oran olmasına rağmen, bunu yüzde 30’larda tutmayı başarabilmiş.
İnşaat süreçlerine bakarsanız, bir konseptle başlıyor, tasarım ve mühendislik
süreçlerinden geçiyor, şantiye, üretim, montaj ve bina ortaya çıkıyor. Bu değer
akışında bir düşüncenin, bir ürünün bir elden diğerine geçerken çok büyük
verimsizlikler olduğunu görüyorsunuz. A’dan B’ye giderken, A B’nin ne istediğini
bilmiyor. Burada iletişimsizliğin getirdiği fazla üretim dediğimiz ziyanlar
ortaya çıkıyor, istediğimiz şekilde üretemediğimiz için kalite düşüyor. İnşaat,
çok insanın işin içinde olduğu çok kompleks bir süreç. Ve her şeyden önce
bunları bir araya getirecek bir metodoloji yok. Toyota tarzı üretim de,
bize sürece bir ürün gibi bakma imkanı veriyor. Otomobil nasıl bir ürünse, bir
bina da parçalarıyla, sistemleriyle bir ürün. Bu ürünü bir araya getiren de bir
ekip ve Toyota, bu ekibin kendi içindeki uyumu, performansı yaratmak açısından
çok önemli.
Tasarımdan binanın son kullanıcıya ulaşmasına kadar geçen süreç için
‘yalın’ ne kadar uygulanabilir?
Bu anlamda Toyota’dan öğrenecek çok şey var. Firmanın odaklandığı üç ana alan
var. Bunlardan birincisi, ürünün tasarlanması. İkincisi, tedarikçilerin
entegrasyonu; üçüncüsü de üretim sistemi. İnşaata baktığınızda da yine bir ürün
görüyorsunuz; bir üretim söz konusu ve ürün ortaya çıkarken birlikte çalışılan
tedarikçiler var. Yani neredeyse birebir konseptler. Elbette Toyota tarzı
üretimin inşaat sektörüne tercümesi birebir değil.
Entegre tasarım yaklaşımına ‘yalın’ nasıl bir katkı
koyabilir?
Bu noktada yine devrimsel olarak niteleyebileceğimiz bir başka konsept
devreye giriyor; o da BİM. Özellikle son 5 – 10 yılda ABD’de inanılmaz bir
noktaya geldi ve son birkaç yıldır da geri dönülmez biçimde değiştirdi her şeyi.
BİM, sahaya inmeden projenizin en küçük detayına kadar sayısal ortamda görsel
modellemesini yapmanızı sağlıyor. Böylece sanal ortamda sorunları
çözebiliyorsunuz ki, parçalar sahada bir araya geldiğinde tıkır tıkır işlesin.
Aslına bakarsınız, bu şekilde, bir düşünceyi sürekli test ediyorsunuz. Tasarım
böyle bir şey; bir konsepti önce görselleştiriyorsunuz, test ediyorsunuz ve
bunlara göre iyileştiriyorsunuz.
Başarılı bir ‘yalın’ uygulaması için vazgeçilmez, temel unsurlar
nedir? Bir reçete oluşturmak mümkün mü?
Bir ‘hap’ cevap vermek çok zor. Fakat en önemli kriterlerden biri, liderlik.
Benim gördüğüm kadarıyla, eğer şirketin ya da projenin başındaki liderler
‘yalın’a inanmıyor ve gerekli kaynakları sağlamıyorlarsa, ‘yalın’ uygulamalar
başarısız oluyor. Sonraki aşamada bu inancın ve kültürün ekibe yayılması
geliyor. Yapısı gereği sürekli gelişim gerektiren ve bu anlamda gittikçe
zorlaşan bir sistem.
Farklı coğrafyalar ve farklı kültürel arka planlar ‘yalın’ın
uygulanmasında ne gibi avantajlar ya da dezavantajlar sunuyor?
Söz konusu kültürel tercümeyi yaparken dikkat edilmesi
gereken pek çok alt yapı var. Japon kültüründe grup dinamiklerinin ne kadar
önemli olduğunu biliyoruz. ABD’de ise bireysellik çok öne çıkıyor. Yalın, tam da
bu noktada ABD için önemli; çünkü grup sistemini, grup optimizasyonunu arıyor.
Sonuçta insanlar bir araya geliyor ve proje, ürün için en iyisinin ne olduğu
sorusunu kolektif olarak yanıtlamaya çalışıyor. Bireysel bir kültürde, bunu
otomatik bir şekilde uygulamaya başlamak o kadar da kolay değil. Dolayısıyla
bunu anlatmak, öğretmek ve pratiğini yapmak gerekiyor. Pratik çok önemli, çünkü
bir yere kadar konuşabilir, kitaplarını okuyabilirsiniz. Kültürel yapıyı doğru
okumazsanız, istenmeyen sonuçlarla karşılaşabilirsiniz.

Foto: Barış Lostuvalı, Yalın Enstitü Derneği
tarafından düzenlenen ve Taksim Elite World Otel'de gerçekleşen
'Tasarımdan Teslimata, İnşaat Sektöründe Yalın Uygulamalar'
toplantısında
Günümüzde büyük müteahhitlik firmaları aynı anda farklı ülkelerde,
kentlerde projeler yürütüyorlar. Bunun gibi operasyonlarda ‘yalın’ ne kadar
uygulanabilir?
Aslında daha çok mümkün… Proje bazlı uygulamalarda değişik kültürlerden,
değişik firmalardan bir çok insan kısa bir süreliğine bir araya geliyor; yani
geçici bir organizasyondan bahsediyoruz. Geçici organizasyonlarda kalıcı bir
düşünce sistemi kurmak zor. Ancak kalıcı organizasyonlarda insanları eğiterek,
üst seviyelere çıkarabilirsiniz.
Kendi projeniz üzerinden bir değerlendirme yapabilir
misiniz?
Bundan iç yıl önce işveren, mimar, yüklenici firmanın katılımıyla şartnameyi
oluşturduğumuz zaman, fiyatın yaklaşık yüzde 10 üzerindeydik. İşveren bu
noktada, “Bu ekiple iş bir yere gitmiyor, olamayacak” diyebilirdi. Demedi; onun
yerine “Bu düşünce sistemine ve ekibe inanıyorum. Onlara zaman tanırsam, benim
istediğim program, daha düşük bütçeyle gerçekleşebilir” dedi. Bu bir inanç
sıçramasıdır. Nitekim bir yıl içinde hedef tutturuldu ve hatta ötesine geçildi.
Şu anda proje, piyasa maliyetinin yüzde 20 daha altında ilerliyor ve bittiğinde
hedefimiz bu rakamın yüzde 30’larda olması. Bu, ‘yalın’ sisteminin tüm süreçlere
yayılması, uygulanması, proje içindeki herkesin bunu benimsemesiyle mümkün
olabildi. Çok enterasandır; yalın hep kendini kriz ortamlarında gösteriyor. Ama
artık krizleri beklememek gerek, çünkü şok dalgaları artık daha yıkıcı olacak.
Bu anlamda kaynaklarımızı daha verimli kullanmanın yollarını şimdiden bulmak
önemli. Bence zaten bir kriz var; ama ne kadar hissettiğimiz sorgulanabilir.
Bu anlamda Türkiye inşaat sektöründen sizinle iletişim kuran oldu
mu?
Henüz ‘yalın’ nedir, anlama öğrenme, tanışma aşamasında Türkiye. Nisan ayında
İstanbul Proje Yönetim Derneği tarafından gerçekleştirilen Dinamikler kongresine
katılmıştım; gördüğüm ilgi fena değildi. Elbette zaman içinde bazı firmalar
deneyecek ve umarım o denemeler olumlu olur.
|
|
|
Lütfen bekleyiniz...
|
|
|
|