|
25.05.2012 - Cuma
26.05.2012 - Cumartesi
|
|
|
|
|
AGFE Perspektifinden “Barınma Hakkına” Derinlemesine Bakış - 2 |
Haber Kaynağı: yapi.com.tr Haber Sahibi: Merve AKI Haber Etiketleri: kurum, kent, kentsel dönüşüm |
16.09.2011 |
Foto: İstanbul Raporu
Birleşmiş Milletler (BM)-HABITAT Genel
Başkanlığı’na bağlı, "Zorla Tahliyeler konusunda Danışmanlar
Kurulu" (AGFE)'nin Türkiye Temsilcisi Cihan Uzunçarşılı
Baysal ile gerçekleştirdiğimiz görüşmede AGFE'nin çalışma
prensibi, görev ve sorumlulukları hakkında detaylı bilgi sahibi
olurken "zorla tahliyeler" kavramını ve AGFE tarafından hazırlanan
İstanbul Raporu’nu detaylarıyla ele aldık.
Gerçekleştirdiğimiz söyleşinin ilk bölümünde; AGFE’nin kuruluş hikayesine,
Birleşmiş Milletler ve ona bağlı kurum ile kuruluşların “Barınma Hakkı”
kavramını tanımlayan madde ve yorumlarına yer vermiştik. Bu ikinci bölümde ise
AGFE’nin görev ve sorumluluklarına, İstanbul Raporuna yer verilecek.
AGFE’nin
odaklandığı en temel kavram “zorla tahliye”, bu konuyu ve AGFE’nin bu bağlamdaki
çalışmalarını aktarabilir misiniz?
1991 senesinde yazılan ve “Yasamaya Elverişli Konut Hakkı”nın anlamını açan
ve kriterlerini belirleyen 4 numaralı Genel Yorum'dan bahsetmiştim...
Neo-liberal politikalarla şekillenen kentlerde özellikle 90'lardan itibaren
süregelen mega-projeler, mega-etkinlikler (olimpiyatlar), soylulaştırma/ kent
güzelleştirme projeleri ya da kalkınma amaçlı projeler
(barajlar/santraller/yollar) vb. büyük yatırımlar nedeniyle yasayanların
rızaları dışında mahalle ve ev boşaltmalar kritik boyutlara ulaşıyor. Bu
bağlamda, bu alanlarda yaşayan insanların rızaları olmaksızın evlerinden tahliye
edilmeleri ve bu gidişata karşı, hukuki başvuru yollarına ulaşamamaları ciddi
bir sorun olarak gündeme geliyor. Bu durumda “elverişli konut hakkı” ihlal
edilmiş oluyor, Örneğin Ayazmalıların evlerinden, mahallelerinden çıkartılmaları
bir zorla tahliye. Ama Bezirganbahce'de konut hakki 4 nolu Genel Yorum
kriterlerinin ihlali nedeniyle burada barınamayıp satmak zorunda kalmaları da
bir çeşit zorla tahliye. Ayni Sululuke ve sonrasındaki Taşoluk sürecinde olduğu
gibi…
Gidişat böyle olunca 1997’de “zorla tahliye”nin tanımı yapılıyor ve 7
numaralı genel yorumda deniliyor ki; zorla tahliyeler kişilerin, ailelerin ya da
grupların rızaları dışında evlerinden ve mahallelerinden çıkarılması ve
alternatif hukuki süreç olmadan, koşullar sağlanmadan evlerinden
çıkarılmalarıdır ve bu ilk görünüşte insan hakkı ihlalidir. Bunu, bu kadar vahim
bir durum olarak 1997’de adlandırıyor.
 Foto:
İstanbul Raporu
AGFE’nin elindeki en önemli kriter bu… Yani, söz konusu alanlarda çalışan
danışmanlar grubu, zorla tahliyenin gerçekleşip gerçekleşmediğini ya da ne
şekilde gerçekleştiğini saptıyorlar ve bunun üzerine bir rapor oluşturuyorlar.
HABITAT’ın dünya çapında uzmanlara yapmış olduğu çağrı üzerine oluşan bu grup,
HABITAT’a rapor yazıyor ama HABITAT’A maaşla bağlı değil. Uzman grubun içinde
çok yetkin isimler bulunuyor; bunlardan biri hem AGFE’nin Başkanı hem de
İstanbul Misyonunun Başkanı Yves Cabannes, bugün dünya çapında katılımcı
planlama üzerine, özellikle Latin Amerika’da çalışmış bir isim. Yine Asya
Barınma Hakkı Koalisyonu Kurucusu Arif Hasan, aynı zamanda İstanbul’a gelen
grubun içinde yer alıyor. Bunların dışında ikinci olarak bir yerel kadro
oluşturuluyor. Bu kapsamda HABITAT kendi ana kadrosundan atadığı kişilerin yanı
sıra gidilecek ve raporlama yapılacak ülkede, o ülkede ülkenin yasalarını,
dilini, mahalleleri, süreci bilen ve raporlama anlamında destek verecek birine
ihtiyaç duyuyor ki bu da yerel danışmanlar oluyor.
Peki, AGFE’nin çalışma prensibi nedir, hangi koşullarda ülkelere
gider?
AGFE kendi başına karar alıp “ben şu ülkeye gideyim” demiyor. Ülkelerden
HABITAT’a çağrı geliyor.
Bu teklif ülkelerin merkezi ya da yerel yönetimlerinden mi
geliyor?
Evet, merkezi ya da yerel yönetimler de çağırabiliyor… Merkezi yönetim şöyle
çağırabiliyor; “Ben burada, şu grubu çıkarmak zorundayım, AGFE gelip arabulucu
olsun, alternatif bir yöntem, model geliştirsin”. Ya da yerel yönetimler
çağırabiliyor, merkezi yönetimin yapmış olduğu bir uygulama karşısında; “Gelin
raporlama yapın, ben sizin yanınızdayım” diyor. Mesela Paris’te Bobigny
Belediyesi buna bir örnek... Bobigny Belediyesi şu anda HABITAT’ın gündeminde
bulunan “Sıfır Tahliye” kampanyalarına destek veriyor. Bobigny Belediyesi bu
kapsamda merkezi yönetimin zorla tahliye alanı ilan ettiği bir bölgede süreci
durdurdu. Bu, tabii çok az örnekten biri...
“Sıfır Tahliye” kampanyası, yıkım tehdidi altında olan bir alanın 2-3
günlüğüne sembolik olarak işgal edilmesini kapsıyor.
Türkiye’de süreç nasıl başladı? AGFE’nin Türkiye’ye geliş hikayesi
nedir?
Türkiye’de Mimarlar Odası’nın, Şehir Plancıları Odası’nın, çeşitli sivil
toplum kuruluşlarının ve mahalle derneklerinin bir araya gelerek oluşturmuş
olduğu 25 imzalı bir çağrı metni var. AGFE, bu çağrının üzerine geldi.
AGFE’nin en önemli özelliklerinden biri bağımsız ve tarafsız olması… Gittiği
bölgelerde hem merkezi yönetimi hem yerel yönetimi hem mahallelileri hem de
sivil toplum kuruluşlarını ve meslek odalarını dinliyor, her biri ile ayrı ayrı
görüşüyor. Bu bağlamda İstanbul Raporu hazırlanmadan önce TOKİ ile bizleri kabul
eden belediyeler ile ve mahalle sakinleri ile görüşüldü.
 Foto:
İstanbul Raporu
İstanbul Raporu’ndan biraz bahsetmemiz mümkün mü?
İstanbul Raporu yazılan en nitelikli raporlardan biri… Söz konusu rapor, 5
yıllık Kalkınma Planlarına dikkat çekerek ve gecekondulara yönelik çıkartılan
imar aflarının gelişimini inceleyerek, atıflarda bulunularak oluşturuldu. Bu
kapsamda tavsiyeler ve eleştiriler de yazıldı, hükümete de çağrı yapıldı. TOKİ
modelini çökeceği, bu modelin bir şekilde bir dayatma olduğu ve kentsel dönüşüm,
yenileme projelerinin mahalle sakinlerine yeterince anlatılmadığı üzerinde
duruldu. Kiracıların yaşadığı, yaşamaya devam ettiği süreçler aktarıldı. Öte
yandan örneğin Ayazmalıların Bezirganbahçe’ye transferinin hiçbir şekilde çözüm
olmadığı, bir takım ekonomik nedenlerle Bezirganbahçe’de bulunan konutlarını
elden çıkartmak durumunda kaldıklarını ve bu bağlamda da ikinci bir “zorla
tahliye” yaşadıkları aktarıldı.
AGFE bünyesinde
bulunan arkadaşlar dünyanın dört bir yanında çalıştıkları için pek çok kenti
gözlemleme fırsatına sahip oluyorlar. İstanbul’da bulunan gecekondu mahalleleri
için “burası gecekondu alanı mı” diye soruyorlar. İnanamıyorlar, çünkü
mahalleler yerleşik, düzenlerini kurmuşlar, evlerine yatırım yapıyorlar ve
gelecekten beklentileri var.
Bu bağlamda Birlemiş Milletler’in “Global Action Plan”ından bahsetmek doğru
olacak. Bu plan, enformel yerleşimlerin engellenmesini öneriyor ancak bununla
birlikte söz konusu bölgelerde mevcutta iyi durumda olan yapıların
iyileştirilmesini de öneriyor. Bunun temel nedeni konut açığının büyümesini
engellemek; mevcut durumda iyi olan yapıları iyileştirmek yerine yıkmak konut
açığının büyümesine neden oluyor. Aynı öneri, iyi durumda olan gecekonduları
yerinde iyileştirmek şeklinde, 1960’lı yıllara ait kalkınma planlarında da
mevcut, yine konut açığının çok fazla artmasına engel olmak amacıyla… Ancak
günümüzde küresel kent ve neo-liberal politikalar kapsamında kaygı bu değil,
temel kaygı o ranta el koymak, o rantı tüketime açmak.
Raporda önemle üzerinde durduğumuz konulardan biri TOKİ’nin mutlaka ama
mutlaka kentsel dönüşüm gerçekleştirdiği alanlara geri dönüp etki
değerlendirmesi yapması gerektiğiydi. Sonuçta bu alanlar sadece konutlardan
oluşmuyor, insanlar yaşıyor. TOKİ’nin bakış açısı tamamen binalara ve yapılan
işin iyiliğine odaklı, “insan”ı kapsayan bir bakış açısı yok. Gecekonduluyu
kriminalize eden söylem de ayrıca kötü. Böyle olduğunu varsaysak dahi o
insanların yerlerinden edilmesi ve daha da yoksullaştırılması sadece durumu daha
vahimleştiriyor.
 Foto:
İstanbul Raporu
“HABITAT II İstanbul Konferansı’nın sonuç deklerasyonu tam da
İstanbul’da, kendi yerinde ihlal edilmektedir”
Bu noktada 1996 senesinde İstanbul’da gerçekleştirilen HABITAT II
Konferansı’ndan çıkan deklarasyona değinmek çok önemli. Hazırlamış olduğumuz
raporda, “İstanbul deklerasyonu tam da İstanbul’da, kendi yerinde ihlal
edilmektedir” dedik çünkü o deklerasyon daha önce bahsetmiş olduğum “Elverişli
Konut Hakkı Kriterlerini” tekrarlar. Ayrıca HABITAT II ilk defa yerel
yönetimleri işin içine katması, dahil etmesi anlamında önemlidir. Bu konferansta
konut hakkı bakımından söz birebir yerel yönetimlere verilmiştir ancak
belediyelerin bugün konut hakkı açısından yaptıklarına baktığınız zaman durum
vahim. Ayrıca söz konusu deklerasyondan “Devletler yasalarını konut hakkı
bağlamında geliştirerek düzenleyecekler” ibaresi de çıkar ama Türkiye’de son
dönemde çıkan yasalar geriye dönüştür.
Raporda, belediyelerin ayrımcılık ve önyargı dolu bakış açısı kayda geçildi.
İnsanlar üzerinde baskı mekanizması kurularak imzaların attırıldığına da yer
verildi. Örneğin Ayazma’da söz konusu olan “Sizin zaten hakkınız yok
gecekondulusunuz, imzalayın yoksa eviniz başınıza yıkılır, evsiz kalırsınız”
baskısı ya da Sulukule’de acele kamulaştırmayla baskısıyla imzaların atılması
örnek olarak rapora girdi. Tabii Türkiye Cumhuriyeti “zorla tahliye diyorsunuz
ancak imzalanmış pek çok sözleşme var” diyebilir. Ancak bu sözleşmelerin baskı
altında imzalanması da yine gizli, görünmeyen bir zorla tahliye mekanizması…
Raporda bu da belirtildi.
Bütün bunlarla beraber HABITAT’a da bir sürü tavsiyede bulunuldu. Türkiye
Cumhuriyeti yasalarının ulus üstü hukukta imzaladığı sözleşmeler doğrultusunda,
özellikle konut hakkı bağlamında genel yorumlar açısından değiştirilmesi talep
edildi. Elverişli Konut Hakkı Birleşmiş Milletler Özel Raportörünün çağrılması
ve onun da raporlama yapması talep edildi. HABITAT’ın TOKİ’ye vermiş olduğu
ödüller var biliyorsunuz, bir şekilde zorla tahliyelere sebep olan TOKİ’nin
HABITAT ödüllerine başvurusunda bu durumun değerlendirilmesi gerektiğini ifade
ettik ve TOKİ bu sene habitatın hiçbir ödül değerlendirilmesine alınmadı.
Üniversitelerin bir araştırma merkezi olmasını, Elverişli Konut Hakkı ve Zorla
Tahliyeler üzerine araştırma ve raporlama yapılabilecek bir merkezleri olmasını
talep ettik.
HABITAT’a 2009 senesinin sonunda sunduğumuz bu rapor, 2010 senesinin sonunda
HABITAT’ın sayfasında yayınlandı.
 Foto:
İstanbul Raporu
Peki, Rapor sonucunda nasıl bir dönüş bekleniyor?
HABITAT’ın yaptığı hükümetlere raporu sunup, uyarı yapmak. Bizim de
beklentimiz aslında buydu ancak böyle bir şey yapıldı mı yapılmadı mı
bilemiyoruz. Talihsizlik şu oldu; raporu sunduğumuz dönem, HABITAT’ın Genel
Direktörü değişti. Yeni gelen genel direktör TOKİ ile ilişkileri çok iyi olan,
Eski Barselona Belediye Başkanı Joan Clos… Şunu biliyoruz ki, Barselona
soylulaştırma uygulamalarının önde gelen kentlerinden ve tabii ki bu uygulamalar
zorla tahliyeleri de yaratıyor. Süreç nasıl şekillenir bilemiyorum ancak Eylül
sonu Nairobi’de oldukça yoğun programa sahip bir toplantı gerçekleştirildi.
Toplantının ana gündem maddesi ise dünya üzerinde bir salgına dönüşen zorla
tahliyeler ve bu gidişata karşı etkin mücadele yöntemleri oldu.
Son olarak şunu belirtmek istiyorum: Projeleri kurgularken insani boyutu,
sonuçlarının nerelere varacağı, insanları nasıl etkileyeceği düşünülmeden sırf
kentin güzelliğine, turizm potansiyeline odaklanıldığı zaman ciddi sorunlar
yaşanıyor. Bu noktada tamam insanların acılarını görmüyorlar, ancak bu
bitmeyecek, bu onlar için de sorun haline gelecek. Bugün sahadaki inşaat
şirketleri açısından da çözüm değil, yarın öbür gün her tarafın yakılıp
yıkıldığı bir düzende… Mahalle bizim için özel bir dokudur sadece bir mekan
değil, kültürü ile sosyal ilişkileri ile çok boyutlu bir doku. “Aman ne güzel
kötü evinden alıp TOKİ’nin güzel, şık evine yerleştirdim” demek aslında kötülük
oluyor, bunu da anlaşılması lazım...
İstanbul Rapor'una ulaşmak için tıklayınız.
|
|
|

Bu Yazı ile İlgili Haberler
AGFE Perspektifinden “Barınma Hakkına” Derinlemesine Bakış - 1
|
Lütfen bekleyiniz...
|
|
|
|