
Boğaziçi Köprüsü’nün ışıklarla
donatılması, dev sahnelerdeki ışık ve ses sistemlerinin tavana asılması,
gökdelenlerin camlarının temizlenmesi... İşte tüm bu işler yükseklik tutkusu ve
heyecanını yaşam tarzına çeviren bir grup dağcı tarafından yapılıyor. Tırmanma
tecrübelerini profesyonel işlerde kullanabilmek için “Yüksek
İşler” şirketini kuran ekip, Nisan 2007’de de “Boğaziçi Köprüsü
Dekoratif Aydınlatma Projesi”nde yer aldı. Yüksek İşler’in dört ana
faaliyet alanı var; iple erişim çözümleri, rigging (Ses, ışık, görüntü
sistemleri ve dekoratif malzemelerin sahne çatısına asılması), sıra dışı
prodüksiyon çözümleri (Uçuş efektleri, dublörlük, prodüksiyon destek hizmetleri)
ve bungee jumping. Ekibin kurucu ortağı Güneş Ergüden ve bungee
jumping sorumlusu Akhan Atalay, yüksekte rahat ve mutlu
olduklarını söylüyor. Kurumsallaşmak istemiyorlar, kasklarında “Yüksek İşler”
yazması onlar için yeterli. Yaptıkları işin riskinin farkındalar, sihirbaz
olmadıklarını biliyorlar, o yüzden her işte ilk şartları güvenlik.
- “Yüksek İşler”in hikâyesi nedir?
Güneş: Yüksek İşler’i ortağım Bora Gündüz ile 2004’te
kurdum. Ben ekonomi, o da elektronik okuyordu. Dağcılığa çok fazla zaman
ayırıyorduk. Öyle ki okuduğumuz bölümlere karşı motivasyonumuz iyice azaldığı
için üniversiteyi zor bitirdik. Sonra da uzun tırmanış zamanlarını nasıl
yaratırız, bu işi şehirde yapıp, hem para kazanıp, hem de arzularımızı nasıl
tatmin edebiliriz, diye düşünmeye başladık. İlk olarak işe, çatılara ses
sistemlerini emniyetli şekilde asmakla başladık. Zamanla iyi işler yapıp büyüdük
ve Boğaziçi Köprüsü serüvenine kadar giden yolda iyi bir noktaya geldik.
Adrenalin bağımlısı değiliz
- “Yüksek İşler”de şu an kaç kişi çalışıyor?
Akhan: Toplam 15 kişiyiz, ama altı kişi idari işler,
pazarlama, teknik analiz ve yönetim ile birebir uğraşıyor. İşlere göre, zaman
zaman teknik destek alıp kadroyu geçici olarak genişletiyoruz.
- Tutkunuz işiniz olmuş. Meslek olarak tırmanmaya başladığınızda bir
şeyler değişti mi?
Güneş: Tutkumuz yükseklik ya da adrenalin bağımlılığı değil,
bizim asıl tutkumuz tırmanıştan aldığımız keyif ve bunun getirdiği hayat tarzı.
Yüksekte rahat ve mutluyuz.
- Yani yükseklik biraz da sembolik. Düşünsenize, siz yukarıdasınız,
yüzlerce metre aşağıda şehir akıp gidiyor, orada acayip işler yapıyorsunuz. Bu
nasıl bir duygu?
Akhan: Bazen yüksekte çalışırken birbirimize bakıp “Lan
burada ne yapıyoruz?” diye gülüyoruz. Manzaraya daldığımız da oluyor. Gökdelenin
tepesinde işimizi yaparken bu hafta hangi dağa tırmanacağımızı düşünüyoruz.
Aslında tüm bunlar İstanbul’dan kaçmak için. Bu iş sayesinde zamanımızı kontrol
edebiliyoruz. Patronumuz yok, işi biz kurguluyoruz ve seyahat özgürlüğümüz
var.
- Riskli bir iş. Karşılığını alabiliyor musunuz?
Güneş: Yurtdışıyla karşılaştırdığımızda aldığımız para
komik. Zaten Türkiye’de yüksekte yapılan işler hiçbir zaman projelere başından
dahil olmuyor. Önceden düşünülmüyor, sonra birden dağcılar aranmaya başlanıyor
ve iş bize düşüyor. “Hemen gelin bunu asın ya da çıkarın” diyorlar. Bu kolay bir
iş değil, ön çalışma istiyor, riskler yüksek. Zaten bu işlere pek akıl ermediği
için maliyetler müşteriyi korkutuyor.
- Yüksek İşler’e “mümkün olmayan işler” geldi mi?
Akhan: Yaptığımız işin zorluğu yapının büyüklüğü ve
yüksekliği ile orantılı değil. Yani Boğaziçi Köprüsü en büyüğü, ama en
rahatıydı.
Güneş: Biz sihirbaz değiliz. İşleri yaratıcılığımız ve
güvenle tartıp, teknik olarak karar veriyoruz. Mesela müşteri dev bir çadıra
tonlarca ağırlıkta sistemler kurmak istiyor, çadır o kadar yükü taşımayabilir,
ama biz yalnızca “asıcı” olarak bilindiğimiz için çadır bu yükü kaldırmaz,
dediğimizde dinlenmiyoruz. Halbuki aramızda inşaat mühendisleri var. Yani
koşullar sağlanmıyorsa ve biz tehlikeyi seziyorsak işten vazgeçiyoruz.
- Ciddi bir tehlike yaşadınız mı?
Güneş: İstanbul’da yaşamadık, dağda ise hepimizin atlattığı
tehlikeler oldu. Bu işin kanunları kanla yazılmış. Sürekli yeni emniyet
sistemleri gelişiyor. Biz de hata oranını düşürmek için çok ciddi
çalışıyoruz.
Taksim'e çıkmak daha tehlikeli
- Hiç vazgeçmeyi düşündünüz mü?
Akhan: Hayır, çünkü Taksim’e çıkmak bu işten daha
tehlikeli.
- Ekibe yeni katılmak isteyenler oluyor mu?
Güneş: Bize profesyonel ve amatör pek çok kişi ulaşıyor, ama
biz kurumsallaşmak istemiyoruz, seyyar ofis durumumuzdan memnunuz, masa başında
oturmaktan korkuyoruz. Kaskımızda “Yüksek İşler” yazması bize yetiyor.
Başvuranlardan uygun bulduklarımızı gittiğimiz işlere götürüyoruz, deniyoruz.
Çekirdek ekibimiz yıllardır birlikte olduğundan dışarıdan gelenler bizi
anlamakta epey zorlanıyor.
Akhan: Bu işte de rekabet artıyor, biz rekabeti toparlamaya
çalışıyoruz. Yeni şirketler işin çok başında. İstanbul’da işimiz dağcılık değil,
yaptığımız “iple erişim teknisyenliği”, bu çok farklı.
- Yüksekte çalışma eğitimi de veriyorsunuz. Sizce bu iş kazalarının
önüne geçmek için yeterli mi?
Güneş: Bu eğitimleri bir buçuk yıldır veriyoruz, ama
Türkiye’deki mantalite değişmediği sürece sonuçlar da değişmeyecek. Yani işveren
eğitim parasını veriyor, sertifika alınmasını sağlıyor, sorumluluğu üstünden
atıp, gerçekleşen kazalarda da işçiyi sorumlu tutuyor. Eğitim almakla bitmiyor,
kullanılması gereken maliyetli malzemeler, malzemelerin kullanılıp
kullanılmadığının da denetimi gerekli. İşe göre eğitim verilmesi şart. Biz de
önümüzdeki yıllarda eğitim standartlarını yükseltmeyi
planlıyoruz.