En yetkili ABD’li ağızlardan “Büyük çöküşe hazır
olun” filan gibi kelamlar duyunca, Amerikalı bir arkadaşıma New York’ta
durum nasıl diye sordum. Gelen yanıt şaşırtıcı olmadı: “Emekliler korku içinde.
Gelirlerini tahvile bağlamış pek çok kişi tedirgin. Pek çok banka daha büyükleri
tarafından yutulmuş durumda. Pek çok banka tarih oldu. Pek çok kişi işini
kaybetti. Pek çok kişi seyahat planını iptal etti. Kimse otomobile para
harcamıyor artık. Pek çok kişinin kredi limiti düşürüldü. Herkes kendi kabuğuna
çekiliyor.”
Başkan Bush’a yakınlığıyla bilinen gazeteci Friedman ne
diyordu: “Anlaşılan bu bir güven krizi... Bankaların bankalara güveni kalmadı.
Kimse kimseye kredi vermiyor!”
Gerçekte kısa bir süre önce ABD’de her şey nasıl başlamıştı? İnsanlar
“Dünyada morgıç ahirette borç” prensibiyle ev almaya ikna
edildiler. İşler iyi gitmezse, evi içine girdiği borç miktarından daha fazla bir
bedele satabileceklerine inandırıldılar. Oysa öyle olmadı. Danıştığım dostum
Raşit Gökçeli bakın nasıl özetliyor: Morgıç taksitleri arttı ve
hane halkı bütçeleri bu taksitleri karşılamamaya başladı. Üstelik ev fiyatları
artacağına düştü. Dolayısıyla evler hacizle ellerinden alındı ama bu kez
bankalar da evleri nakde çeviremedi. Hayalet şehirler, batık bankalar oluştu.
Kanlı bir “western” gibi... Gayrimenkuldeki batak, sonunda hisse senetlerini
vurdu, yani gerçek ekonomiyi salladı.
Morgıç felaketi buydu. Bankalar ve fon yöneten şirketler “covenant
lite” denilen ve her türlü mali denetimden ve kuraldan yoksun krediler
vermişlerdi. Bu süreçte imzalanan karşılıksız kağıtlar bir hurda yığını olarak
piyasaları kırıp geçirmişti. ABD’liler hemen bir ad taktılar buna: Toksik
kağıtlar... Buyur ola, tsunami gibi bütün kıyılara hızla yaklaşan 21’inci
yüzyılın ilk küresel toksik para krizine bu kez de...