ARAMA   
    |
   Haberler
   Ajanda
Mimarlık ve Yapı Terimleri Sözlüğü Mimarlık ve Yapı
Sözlüğü / 3 Dilde
 
  Ajanda : Son 2 Gün

24.05.2012 - Perşembe
İstanbul Depreme Nasıl Hazırlanıyor
 
25.05.2012 - Cuma
Kamulaştırma Bilirkişiliği Eğitimi
''Hayal Etmekten Korkma''
"İstanbul’un Merkez(ler)i: Taksim; Süleymaniye" Sergisi
Yenilenebilir Enerji Teknolojileri
 

 
HABERLER
Ana Sayfa > Haberler > Haber Detayı Arkadaşına Gönder Yazdır    Arkadaşına Gönder Arkadaşına Gönder
Fetih Müzesi Neyi Simgeliyor?
Haber: Radikal İKİ / Korhan GÜMÜŞ 03.06.2009 / 1 Yorum


Theodosius surlarının dışında, Topkapı’da 354 bin metrekarelik devasa bir alanda, 150 milyon TL harcanarak inşa edilen “Osmanlı Parkı”, İstanbul’da Cumhuriyet döneminde gerçekleştirilen ikinci büyük kentsel düzenleme. Birinci proje Atatürk’ün daveti ile 1930’larda İstanbul’a gelen Fransız şehirci-mimar Henri Prost tarafından Pera’nın kıyısında, Taksim ile Şişli arasında gerçekleştirildi. Bu kapsamlı düzenleme çok amaçlı salonu (Spor ve Sergi Sarayı), Açıkhava Tiyatrosu, İnönü Stadyumu ve nihayetinde Atatürk Kültür Merkezi (Opera) ile o tarihe kadar özel alanda yer alan kültüre kamusal bir alternatif oluşturmayı ve 2. Meşrutiyet’ten sonra oluşturulmaya çalışılan “Neo-Osmanlı”ya bir alternatif ortaya koymayı hedefliyordu. O tarihe kadar kamusal alana oryantalist bir tarz hakimdi. Vapur iskeleleri, elektrik trafoları, Osmanlı Bankası binaları, okullar, hastaneler, hatta devlet borçlarını tahsil etmekle görevli Duyunu Umumiye binası bu tarzda inşa edilmişti.

Bu yıl açılışı yapılan Osmanlı Parkı’nın ise Osmanlı’nın merkezi olduğu düşünülen Tarihi Yarımada’nın sınırında, gene ana ulaşım arterlerinin üzerinde, camisi, geleneksel el sanatları çarşısı, Fetih Müzesi, gezi alanları ile bu oryantalist tarza bir geri dönüşü amaçladığı söylenebilir. Kendi kendisini oryantalize etmeye çalışan bu “Neo-Neo-Osmanlıcı” program da bir öncekine referansla Osmanlı’yı kentte bir ulusdevlet projesi olarak yeniden kurgulamayı amaçlıyor.

Sahiplenirken yok etmek

Burada, adlarını bilmediğimiz birtakım mimarlar, sanatçılar İstanbulluların parasıyla tiyatro dekoru gibi tasarımlar yapmışlar. Belediye yöneticilerinin 20. yüzyıl başından kalma modern (bazen art-nouveau, bazen neo-klasik) ahşap yapıları, bize çocuk kandırır gibi “Osmanlı evleri” diye yutturmaya çalışmasını Cüneyt Arkın’ın Kara Murat filmlerine benzetiyorum. Bu filmlerde Cüneyt Arkın üstlerinden zıplayıp, tepelerinden uçtuğu Bizans ve Osmanlı surları dışında nasıl kendisini “mecburen” 20. yüzyıl başından kalma bir kent dokusunda bulursa, bizim çok akıllı mimarlar da “Osmanlı” deyince bunları anlıyor. Kara Murat filmlerinde 19. yy sonu endüstriyel malzemelerle, fabrika tuğlaları, putrellerle, volta döşemelerle inşa edilmiş modern binalar nasıl bize “Bizans İstanbul’u” diye yutturulmaya çalışılıyorsa, aynı durum burada, Osmanlı için karşımıza çıkıyor. (Nasıl olsa “halkımız bunu yer”)

Bu tasnife göre örneğin 19. yüzyıl sonundan başlayarak inşa edilen ahşap yapılar Osmanlı, kagir olanlar ise Bizans! Peki İstanbul gibi bir kent neden bu tuhaf duruma düşüyor? Bir taraftan kentin Osmanlı geçmişini sahiplenmek, onunla her fırsatta övünmek, diğer taraftan kentin Osmanlı geçmişini basmakalıp bir projeye dönüştürmek, onu her fırsatta bayağılaştırmak... Bu çelişkiyi nasıl yorumlamalı? Burada binlerce çocuk, genç, yetişkin totaliter rejimlerde olduğu gibi, bir beyin yıkama makinesinden geçiriliyor. Bu düşmancı, indirgemeci yaklaşımla kent halkı yeniden yoğrulmaya çalışılıyor. Göğüslerine saplanan oklarla, kesilmiş kol ve kafalarla, top mermilerinin yıktığı duvarlar altında ezilen ve parçalanan insanlarla, çocuklara, İstanbullulara verilmeye çalışılan mesaj ne olabilir?

Söylenen şu: Halk bugüne kadar hor görüldü, kendi tarihinden uzaklaştırıldı. Buradaki müze çocuklara “kendi tarihiyle övünmeyi öğretecek, ben neymişim dedirtecek...” Müzede satılan kitaplarda şunlar söyleniyor: “Mazlum milletimizin kimliği sürekli içimizdeki düşmanlar tarafından bastırıldı, işte bu müzeyi biz onu kurtarmak, kendisine güven duymasını sağlamak için yaptık...”

İnsanlara yazık değil mi?

Tanıtım metinlerinde müzede yer alan temsilin fetih anının gerçeğini yansıttığı iddia ediliyor. Böyle bir şey mümkün mü? İcat edildiğinden beri fotografın bile gerçeği değil, kamerayı kullanan kişinin öznelliğini yansıttığı tartışılırken, tamamen kurmaca olan bir resim nasıl olur da gerçeğin yerine geçebilir? Fetih olayı bu resmin bize gösterdiğinden ibaret olabilir mi? Resmin hakikat olduğunu kim söyleyebilir? Örneğin sanatçılar (Londra’da Napoleon’a karşı kazanılan zaferin, Trafalgar Savaşı’nın tanıtıldığı müzede olduğu gibi) bu olayı savaş karşıtı bir açıdan yorumlayamaz mı?

Bu projenin arkasında sinsi bir şiddet var. Amacı, nedeni ne olursa olsun, savaşların insanlar için nasıl bir yıkım yarattığını göstermeye, yorumlamaya çalışın, cesaretiniz varsa! Savaşın iyi bir şey olduğunu düşünmemiz gerektiğini söyleyenler bunu yalnızca söylemekle kalmaz. Otoriter rejimlerde yöneticiler, kışkırtılan kitleler sanatçılara karşı saldırganlaşırlar ve onları “düşman” kategorisinde görmek isterler. Baskıcı yönetimlerin temel özelliği sanatsal üretimin görünmeyen mekanizmalarla kontrol altına alınmasıdır. Bir duvar gibi sanatçıların karşısına çıkan bu sınırlar onları karşı tarafa yerleştirir, üstelik taviz verilmezse, en müzmin muhalif tarafına. Şiddeti savunan güç odakları kamusal alanın öznelliklere açılmasından korkarlar. Farklı siyasal düşüncelerin olmasından değil, bağımsız düşünce üretilmesinden ödleri kopar. Sanatçılar savaşta “Bizans tarafını tuttukları” ya da “Osmanlı karşıtı oldukları” için değil, kurmacalığın şiddet aracılığıyla tek bir gerçeğe indirgenmesini sorguladıkları için, kamusal bir hakikatin olamayacağını gösterdikleri için düşman gibi görülürler. Oysa anlaşmazlık tercihlerde değildir, ısrarla gösterilmeye çalışıldığı gibi.

Bu kentin Osmanlı dönemindeki sanatta, mimaride, edebiyattaki evrensel boyutu, hiç şüphesiz tek boyutlu düşünce dünyası içine hapsedilmemesi sayesinde oldu. Bu projedeki sanatın, mimarlığın bir entelektüel arka planı, evrensel bir mesajı var mı? Bu çocuklara, İstanbullulara, insanlara yazık değil mi? Fatih Sultan Mehmet döneminde İstanbul’un dünyanın en önemli entelektüel merkezlerinden biri olduğunu da hatırlatmaya bilmiyorum gerek var mı? Bugün de farklı bir Cumhuriyet projesi mümkün değil mi? Şiddet içermeyen, dışlayıcı olmayan bir Cumhuriyet olamaz mı?




Favori ve Paylaşım

Yorumlar (1)
Doğru, savaş karşıtı iseniz bu tabloyu kesinlikle eleştirmeniz olağan bir durum. Ama şu da bir gerçek ki o yıllarda yapılan savaşlar günümüz sömürgeci ülkelerinin yaptıkları yanında az kanlı kalır. Roma İmparatorluğu anasını ağlatmış tüm dünyanın, tüm İslam alemi Haçlı Seferleri ile karşı karşıya iken Türk'lerin o dönemde barışçı mesajlar vermesini bekleyemeyiz. O zaman öyleydi günümüzde o dönemi yansıtacak bu tür sanat eserlerini yaparak o dönemi ve bu güzel Fetih anını üç boyutlu hali ile kurgulayanların eline sağlık. İzlerken tabi ki ben de Surların öteki yanını çok merak ettim. Ama onlar bizi merak etmiyorsa bizim derdimiz ne o zaman.

 VAROL KİBAR - 13 Kasım, 2009 - 09:42

Toplam 1 yorum listelendi. Kayıt Aralığı: 1 - 1

Yeni Yorum Yap

Adı Soyadı
E-Posta




Haberler: ARŞİV
  Haziran, 2009  
<< <   03.06.2009 > >>
hft
Pzt
Sal
Çar
Per
Cm
Cmt
Pzr
23
24
14
25
26
27


 
Yapı-Endüstri Merkezi tarafından hazırlanan siteler için tıklayın
Künye  |  Reklam Bilgileri  |  İletişim