|
Four Seasons Oteli'nin (eski
Sultanahmet Cezaevi) Sultanahmet'te 1997'de başladığı tartışmalı ek tesis
projesinde sona yaklaşılırken Arkeoloji Müzesi'nce yürütülen kazı da İstanbul'un
altında yatan gizli tarihi değerlerinden birini daha gün ışığına çıkardı. 17 bin
metrekarelik alanda süren kazıda 1. Konstantinus
döneminde inşa edilmeye başlanan Büyük Saray'ın
(Palatium Magnum) girişi olan, üzerinde şapel bulunan Khalke Kapısı ile Bizans
ve Osmanlı dönemine ait sarnıç, temel duvarları ve atık su kanalları, sonbaharda
otel ek tesisleri ve Arkeolojik Park'ın açılmasıyla birlikte İstanbul'a
kazandırılacak.
Kamuoyunda "Tarih
katlediliyor" başlıkları ile gündeme getirilen
Fours Seasons Ek İnşaatı'nın bulunduğu alanda aslında 10 yıldır devlet
tarafından sistematik bir arkeolojik kazı sürdürülüyor. 1991'de 303 yataklı
tesis için 5 dönümlük Sultanahmet Cezaevi'ni de kapsayan toplam 22 dönümlük
arazi, 49 yıllığına Sultanahmet Turizm AŞ'ye devredildi.
17 bin metrekarelik
alan
Cezaevini restore ederek 130 yataklı otele dönüştüren
yönetim, geri kalan hakkını kullanmak üzere 100 yataklı ek bir tesis daha yapmak
amacıyla 1997'de inşaat için izin başvurusu yaptı. Parselin cezaevi dışında
kalan ve Eminönü Belediyesi'nce çöplük-hurdalık ve otopark olarak kullanılan 17
dönümlük alanda önce arkeolojik kazı yapılması kararı çıktı. Bu tarihte İstanbul
Arkeoloji Müzesi tarafından başlatılan arkeolojik kazıdan elde edilen veriler
doğrultusunda bir avan proje hazırlandı. Bu proje Kültür ve Tabiat Varlıklarını
Koruma Kurulu'nca revize edilebileceği koşuluyla 2000'de uygun bulundu. 2003
yılı sonunda açığa çıkarılan kalıntıların korunması ve tanıtılması için parselin
Arkeolojik Park olmasına karar verildi. Bunun üzerine "Arkeolojik Park ve Otel Ek Tesisleri" ne dönüşen proje için Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge
Kurulu 23.01.2006'da onay verdi. 2000'de izni alınan inşaat arkeolojik kazılar
nedeniyle 2007'de başladı. 12 ayak üzerine oturtulan ve 17 bin metrekarelik
alanda yalnızca 13.44 metrekarelik yer kaplayan ek tesislerin tarihi
katlettiğinin öne sürülmesini haksız bulan Four Seasons Otel Ek İnşaatı
yüklenici firması Astay AŞ CEO'su Atilla
Öztürk , "Burası
bize bir emanettir. Değerini biliyoruz ve gözümüz gibi bakıyoruz"
dedi.
Kazıya 20 milyon Dolar
harcanacak
Ek tesisler için 15 milyon dolar civarında bütçe
ayırdıklarını, arkeolojik kazı ve park alanı için ise 20 milyon dolarlık harcama
yapılacağını vurgulayan Öztürk şöyle konuştu: "Toplam 35 milyon dolara mal olacak ek inşaat bizim için. Herkes
kazıyı biz finanse ettiğimiz için arkeolojik parkın özel bir tesis olacağını
sanıyor. Arkeolojik park tabii ki kamuya açık olacak. Diğer müzeler nasıl
ziyaret ediliyorsa bu park alanı da öyle ziyaret edilecek."
Mimar Dr. Yalçın Özüekren: 'Kazılarda 5 bin eser çıkarıldı'
Sultanahmet Cezaevi'ni restore eden mimar Dr.
Yalçın Özüekren , bu ek tesislerin ve arkeolojik parkın
projesini de yürütüyor. E k inşaatta çelik strüktür
kullanıldığını, Alman mühendis Vierendel' in bulduğu kiriş
sisteminin benimsendiğini dile getiren Özüekren şöyle devam etti:
"Tarihi yarımada içinde kalıntılara ayak basan bir sürü bina var. Ama
buradaki binaların hiçbiri kalıntıya basmaz. Ayakların yerlerini orijinal zemine
gelince tespit ettik. 9-13 metrelik kuyu temeller açıldı. Arkeoloji Müzesi aylık
olarak Anıtlar Kurulu'na rapor veriyor. Konservasyon için Bilim Kurulu
oluşturuldu. 15 günde bir Bilim Kurulu toplantısı yapıyoruz. O raporlar da
Arkeoloji Müzesi'ne, oradan da Anıtlar Kurulu'na gidiyor. Arkeolog
Fırat Düzgüner bu kazı sonuçları ile ilgili yayınlara
başladı. Bugüne dek hep yabancı arkeologlar yaptı böyle yayınları."
Giriş Ayasofya
Meydanı'ndan
Arkeolojik Park'ın Ayasofya ve Topkapı Sarayı'nda daha çok ilgi
çekebileceğini düşünen Özüekren, parkla ilgili de şu bilgileri verdi:
"Burasının Büyük Saray, Magnaura gibi çeşitli adları var. Parkın
adında bunlardan birini kullanabiliriz. Arkeolojik Park'ın girişi Ayasofya
Meydanı'ndan olacak. Parkta 2 büfe, tuvaletler, 6 adet hediyelik eşya standı
olacak. Kapalı bir müze alanımız olacak. Burada eğer güvenliği sağlayabilirsek
kazıdan çıkan bazı eserleri sergilemeyi düşünüyoruz. Kazıdan yaklaşık 5 bin adet
arkeolojik eserin envanteri çıkarıldı ve bunlarla iki sergi açıldı.
Altın-bakır-gümüş sikke, buhurdanlıklar, günlük kullanım gereçleri çıktı daha
çok."
Mimar Yalçın Özüekren'in
soruları
Ö züekren, bizim sorularımızı yanıtladıktan sonra da "Şimdi
sıra bende" diyerek kendi sorularına geçti. Özüekren'in medyada çıkan
yorumlarla ilgili kafasına takılan sorular ve verdiği yanıtlar şöyle:
- Zeminde 60 metre derinliğe inildi, dediler. Biz ayaklar için 12-14 metre
kadar kuyu temeller açtık yalnızca.
- Bir oda başkanı çıkıp "Arkeolojik park böyle olmaz. Kamuya açık
olmalı" diyor. Bu park kamuya kapalı değil ki?
- Bir öğretim üyesi müze müdürü "Burada kazı yapılmadı ki,
temellerinin altının boş olduğunu nerden biliyorlar" diyor. Sonra aynı
kişi "Kazı yapıldı, ama sistematik bir kazı yapılmadı" diyor.
Sonra sistematik bir kazı yapıldığını öğreniyor. Bunları söyleyen kişi çok
yakındaki bir müzenin müdürü. Kafasını uzatsa buradaki çalışmayı görecek.
- Arkeolojik kazı, devlet tarafından yapılmalıydı, dediler.
Buradaki kazıyı, 1997'den bu yana devlet yapıyor zaten.
- Her taraf tahta perde ile çevrelendi, içeri girmek mümkün
değil, dediler. Doğru. Biz bile buraya izin ile giriyoruz. Çünkü burası
arkeolojik saha. Her tarafı açık arkeolojik kazı mı olur?
- Kazık çakılmış, kazığın altında kalıntı fark edilince çıkarılmış
dediler. Yeryüzünde, çakma kazığı çıkarmak mümkün değil. Yanlış çakıldıysa kazık
orada kalır, çıkarılamaz.
- En iyi ihtimalle Darülfünun, en kötü ihtimalle eski jandarma
binasına ait su deposunun üst kısmının kırılmasının fotoğrafını çekip
"katliam" diye manşet attılar. Bunun arkasında ne yatıyor diye bu
işi bilenler de, dostlarımız da düşünmedi. Kurulları yıpratmak isteyen bazı
çevreler var. Herkes olayın o yanının üstüne yayın yapma peşine düştü.
Kuban: Rüyalarında bile göremezler
Mimarlık dünyasının duayen isimlerinden Prof. Dr. Doğan
Kuban' ın arkeolojik alanda yürütülen çalışma ile ilgili düşünceleri
özetle şöyle: "İnşaatı kaldırıp çelik köprü üzerine oturtmuşlar. Altta
17 bin metrekarelik kazı alanı var. Bugüne kadar hiç bilinmeyen birçok şey orada
açıkta duruyor. Arkeoloji Müzesi çalışma yapıyor. Hiçbir şey tahrip edilmemiş.
Oradaki Bizans Sarayı'nın onda birini kimse rüyasında bile görmedi. Orada çıkan
gürültü palavra. Tertemiz, araştırmaya hazır 17 bin metrekarelik bir arkeolojik
alan var. Tesadüfen önümüze bir hazine çıktı, onu korumak lazım. "
Arkeolojik kazıların
sonuçları
1997'de başlayan arkeolojik bulgu kazısı artık büyük ölçüde tamamlandı. Şu
an sahada yüzeysel dolgu, kaldırma ve konservasyon çalışmaları sürüyor. 4.
yüzyılda 1. Konstantinus döneminde yapımına başlanan ve 11. yüzyıla kadar
genişlemeye devam eden sarayın, 100 bin metrekarelik alana yapıldığı
Hipodrom'dan sahile kadar teraslar halinde uzandığı, 404-532 yıllarında çıkan
halk ayaklanmaları sırasında, yangınlar sonrasında değişikliğe uğradığı, Latin
istilası (1202-1261) sırasında da yıkılıp yağmalandığı biliniyordu. Saraydan
günümüze kalan kalıntılara, ek inşaat için başlayan çalışmalar sırasında ancak
ulaşılabildi. Kazılarda bulunan arkeolojik kalıntılar şöyle: **Büyük
Saray'ın girişi olan ve üzerinde şapel bulunan bakır Khalke Kapısı. **
Bizans dönemine ait olan 15. yüzyıl ve 16. yüzyıl Osmanlı eklerini içeren mekân
dizini ile 7. yüzyıl ve 10. yüzyıl freskleri. ** Bizans dönemi sarnıcı ve
hamam kalıntıları. ** 5. ve 6. yüzyıla ait mozaik döşeme kaplamaları.
** Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait atık su kanalları. ** Osmanlı
dönemine ait sarnıç, çeşme, arnavutkaldırımı kaplı meydan ve yollar.
**Darülfünun temel duvarları ve sarnıçlar. ** Taşınabilir kültür
varlıkları olarak da MÖ 5. yüzyıldan Cumhuriyet dönemi aralığına ilişkin
aydınlatma gereçleri, kutsal objeler, sikke örnekleri, mühürler, Bizans
çanak-çömlekleri, Osmanlı kapları.
|