İlk olarak Antakya'yı kuran
Büyük İskender'in komutanı Seleukos'un MÖ 300
yıllarında inşa ettiği 23 bin 600 metre uzunluğundaki surların son parçaları da
tarihe gömülüyor. Hatay Arkeoloji Müzesi Müdürü Faruk Kılınç,
AA muhabirine yaptığı açıklamada, İstanbul'dan sonra Türkiye'nin ikinci uzun
surları olan Antakya surlarının eski heybetinden eser kalmadığını,
restorasyonunun güç olduğu söyledi.
Helenistik dönemde Büyük İskender döneminde savaşlarda komşu ülkelerden
korunmak için inşa ettirilen, Roma ve Bizans dönemlerinde yapılan ilavelerle
genişletilen surların büyük hasar gördüğünü ifade eden Kılınç, şöyle
konuştu:
"Antakya, birçok medeniyete ev sahipliği yapan tarihi bir kenttir. Bu
özelliğinden dolayı kent merkezinde, çevre yerleşim birimlerinde halen taban
mozaikleri ve tarihi eser kalıntılarına rastlanmakta. İstanbul'dan sonra ikinci
konumda bulunan ve Habib-i Neccar ile Silpius Dağları arasında 23 bin 600 metre
uzunluğunda, 100-150 metre aralıklarla 360 adet 3-4 katlı burçları bulunan ve
tüm kenti çevreleyen surlar, savaşlardan, 8-9 şiddetindeki yaklaşık 10 deprem,
yağmur, güneş, rüzgardan olumsuz etkilenerek eski heybetini kaybetti. Kalelerin
büyük bölümünün zarar görmesi, özelliğini kaybetmesi ve sarp kayalardan dolayı
buraları restore etmek artık çok güç."
Evliya Çelebi övmüştü
Altınözü yolu Kuruyer köyü yakınlarında surların bir bölümünün ayakta
durabildiğini, diğer surların özellikle MS 526 yılında büyük depremden dolayı
yerin altında kaldığını belirten Kılınç, şunları kaydetti:
"Evliya Çelebi, seyahatnamesinde kalenin uzunluğunun 44 bin adım olduğunu
belirlemiş ve surlardan övgüyle bahsetmişti. Günümüzde Habib-i Neccar Dağı
üzerinde bu surların ve iç kalenin yıkıntıları ile sarnıç kalıntıları görülüyor.
Ayrıca Habib-i Neccar Dağı ile Haçdağ arasında sellerin önlenmesi amacıyla
İmparator Iustinianus tarafından 6. yüzyılda yapılmış Demirkapı denilen bölüm
iyi durumda günümüze kadar gelebilmiş."
Kılınç, bilinçsiz kişileri eleştirerek, "Ayakta kalan kalelerin bulunduğu
alan mesire yeri olarak kullanılıyor. Buraya gelen vatandaşlar, kalelerin
üzerine çirkin yazılar yazıyor ve hor kullanıyor. Özellikle öğrencilere müze,
tarihi eser bilinci aşılanması gerekir" diye konuştu.