
Yılmaz Zenger’in İstanbul için tasarladığı heykel kent
mobilyalarından oluşan 'Attached
to…' sergisi, Yapı-Endüstri Merkezi'nde
(YEM) düzenlenen kokteyl ile açıldı. Mimarlık, tasarım ve sanat
camialarının önde gelen isimlerini biraraya getiren açılışta, Okay
Temiz de Zenger'in işlerinden biriyle canlı bir performans
gerçekleştirdi.
İstanbul’u taş devrinden beri var eden temel parametreleri modelleyerek işe
başlayıp, rölyef resimlerle var olan kent dokusunu tanımlamış ve giderek
soyutlaşan obje-heykel-mobilya arakesitindeki ürünleri ile kente dair tasarımlar
üretmiş mimar ve endüstri ürünleri tasarımcısı Yılmaz Zenger, “Attached to…”
sergisi ile İstanbul’a ilişkin somuttan soyuta doğru evrilen bir tasarım
sürecini gözler önüne seriyor. Zenger, aynı zamanda yeni malzemeler, yeni yapım
teknikleri ve süreçler ile tasarım yapmak üzerine odaklanıyor.
Serginin başlığı 'Attached to...'. Bu 'ilişkilendirme'yi nasıl
okumalı?
Attached to'yu New York'ta başka birşeye ilişkilendirdim, şimdi Mimai'de
başka birşeye ilişkilendiriliyor. Burada bağlayıcı nesne ilişkilendirme. Ben
mimar kökenliyim ama tasarım yapıyorum. Benim için heykel olarak yaptıklarım da
birer tasarım. Onları tasarım olarak görmem heykeltraşları çok kızdırıyor.
Buradaki 40 parça, tamamen geometrik bir yapı üzerine kurgulandı ve benim için
birbirleriyle ilişkilendirilmiş olmaları önemli. Birbirlerinin içine geçiyorlar
ve sonunda 2 metre çapında bir çemberin içine sığıyorlar. Birbirleriyle
öpüşüyorlar, aralarında boşluk bırakmıyorlar. Tamamı altı katmandan oluşuyor ve
her bir katman da kurumları belirliyor. Yani bunu o kurumlar arasındaki ilişki
olarak görmek mümkün. Aslında hepsi politik ve kültürel bir arka plan.
Sergi duyurusunda, buradaki işlerin 'kentsel nesneler' olmaları
özellikle vurgulanıyor.
Aslında 'mobilya' demek de, uzak bir anlamda da olsa mümkün. Çünkü bunun da
bir işlevi var. O işlev de, kentin 40 ayrı yerinde diğer parçalarıyla
ilişkilendirmek ve bu bütünün geçmişi vurgulamasını, onu netleştirip
farkedilmesini sağlamak.
Kent ölçeği yerine bir iç mekanda sergilenmeleri anlatım açısından
bir farklılık yaratıyor mu?
Hayır, o bir boyutu, bu da başka bir boyutu. Burada hepsini bir arada
görüyorsunuz. Burada sergilediğimiz işler, 1/5 ya da 1/3 ölçeğinde
küçültülmüşleri. Büyük olanları kent ölçeğinde sergilenecek; buradaki resimler
de zaten ona dair bir ipucu vermek için.

Taş devrinden başlayan bir zaman dilimi üzerine kuruyorsunuz
yaptığınız okumayı. Neden bu kadar geniş bir zaman aralığı?
Bu bir yaşam süreci ve bu kentin yaşam süreci çok uzun. Başka bir olay olur
ve siz onu vermek istersiniz, o da belki bir gündür. Bu bir saat de olabilir,
binlerce gün de olabilir. Böyle bir ayırım yok. Bir program düşünün; nasıl üç
boyutlu modelleme programları var, bu da onun gibi bir program ama zihinsel bir
program.
Bu zihinsel program hangi parametrelerden oluşuyor?
Benim için tasarım zaten zihinsel bir süreç. Önce zihinsel olarak oluşur, bir
yerde netleşir ve ben netleştikten sonra elimi malzemeye sürerim. Bu, başkaları
için farklı olabilir; adam doğrudan doğruya malzeme ile ya da bilgisayarda
başlayabilir. Bu proje 2.5 senelik bir zihinsel süreçten sonra aşağı yukarı 6 -
7 ayda hayata geçti. Bu zihinsel süreç elbette eskizleri de kapsıyor.
Sergideki işlerden biri, aynı zamanda bir enstrüman olarak da
işlevlendirilmiş. Sesle kurduğunuz ilişki nedir?
Ben, nesnelerin sesle ilişkilerini de çok önemsiyorum ve bu doğrultuda
hazırladığım birkaç yeni projem de var. Onların bir kısmında Okay da yer alacak.
Burada çıkış noktası mimari. İnsanı saran, kavrayan bir mekan; bu fiziksel ya da
zihinsel olarak varolabilir. Benimkinde ise fiziksel ve zihinsel arasında yer
alacak bir mekan düşünün. Fiziksel olarak var ile yok arasında, ama zihinsel
olarak var. Zihinsel olarak varlığı, doğrudan doğruya sesin betimlediği ya
da var ettiği bir takım ışık dokularına bakıyor. Böylece mekan sesi bir anlamda
fiziksel bir boyuta çeviriyor ve algılanır hale getiriyor. Burada bir hard ware
ile soft ware ve bir de bunu uygulayan bir kişi var. Onu, ben de çalacağım zaman
zaman.
Sergiyle birlikte bir atölye çalışması ve konferans da var. Kurguyu
nasıl oluşturdunuz, bu üç etkinlik birbirlerine hangi noktalarda
dokunuyor?
Aslında birbirleriyle hem ilişkililer, hem de değiller. Bu sürecin, bir de
materyal ve üretim aşaması var. Bu, o bakımdan da ilginç bir çalışma. Çünkü
benim her işim aynı zamanda malzeme ve süreç konusunda bir araştırma ve yeni bir
deney. Burada gördükleriniz de bir örnek. Benim iki dersim var, orada
öğrencilerime de geleceği, gelecekteki değişimi anlatmaya çalışıyorum. Zihinsel
bir değişim süreci yaşıyoruz. Konferans bunu farkettirecek, atölyede de
uygulamasını yapacağız.